Gözün temel koruyucusu gözyaşı
Gözyaşı salgısı çoğunlukla duygusal nedenlerle hareket geçiyor. Aslında vücudumuzun temel koruma mekanizmalarından biri. Gözyaşı gözü koruyor ve gözkapağının her hareketinde gözyaşı tabakası tazeleniyor.
Kuru hava, rüzgâr ve klima, göz kuruluğuna yol açabiliyor. Çünkü gözyaşı salgısı bu sırada azalıyor ve yapısı bozuluyor. Gözünüzde kuruluk, yanma, batma, çapak oluşumu fazlaysa, mutlaka doktora danışmanız gerekiyor. Yoksa bu durum kronikleşiyor ve başka alerjileri de beraberinde getiriyor. Göz ve göz çevresinde hijyene dikkat etmek önemli. Özellikle lens kullananların bu dönemde lens kullanımına ara verilmesi alınabilecek önlemlerden biri.
Erken boşalmanın sebepleri
Türk erkeklerinin %70′nin maalesef erken boşaldığını söyleyen Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Erken boşalmayı hemen her erkek aynı biçimde yaşar gibi görünse de aslında erken boşalmanın herbiri farklı sebeplerden kaynaklanan 10 türü vardır. 4′ü fiziksel sebepl,, 5′i psikolojik veya ilişkisel sebepli ve bir tanesi de diğer bir cinsel işev bozukluğunun eşlik ettiği karışık tip olmak üzere ele alacağımız erken boşalma türleri, özellikle klasik ve geleneksel yöntemlerin netice vermemesini anlamada bizi aydınlatacak bir tasnif olacaktır.
Psikolojik sebepler çok karmaşık ve birbirine bağlıdır, bu sebeple bunları iyi anlamak icap eder. Erken boşalmanın yalnızca nedenleri değil, etkileri de karmaşıktır. Erken boşalma erkeğin öz saygısı, cinsel yaşantısı ve eşi ile ilişkisi üzerinde gerçekten de yıkıcı bir etki gösterebilir. Kişi sinir, aşağılanma, hayal kırıklığı, kızma, kendini yeterli görmeme, utanç veya suçluluk doğuran eski deneyimlerini ve egosunu rahatsız eden pek çok özrünü sadece bilinç dışına atmaz, bunları hiç yaşanmamış gibi de algılayabilir. Günahkârlık, suçluluk, bedel ödeme, kendini cezalandırma, kapalılık, saldırganlık, derin endişe, zevk ve yetenek etrafındaki çatışmaları gizlemek için erken boşalmanın ne mana ifade ettiği mutlaka üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Zira erken boşalan koca, bilinçdışı olarak, hem kendini hem de partnerini cezalandırıyor olabilir. Ayrıcı tıpkı bir döngü gibi, bu etkiler erken boşalma
sorununun daha da kötüleşmesine sebep olabilir. Bu nedenle erkeğin hangi tür veya tiplerde erken boşalmaya sahip olduğunu belirleme boşalma refleksini kontrol altına almada özel ve etkili yaklaşımların geliştirilmesi için çok önemlidir.” şeklinde konuştu
Erken boşalmanın 10 tipi var
Erken boşalmaya tanı koyma sürecinin önemine dikkat çeken Dr. Cem Keçe; “Kişiyi ilk önce yaşam boyu olan ve daha sonra sonradan kazanılmış olan erken boşalma tiplerine göre değerlendirmek gerekir. Erken boşalmanın dört türü (nörolojik sisteme bağlı erken boşalma, özgüven eksikliğine bağlı erken boşalma, psikolojik sisteme bağlı erken boşalma ve psikoseksüel beceri eksikliğinden kaynaklanan erken boşalma) hayat boyu süren erken boşalma tipini ifade eder, geri kalan 6 tipse (fiziksel hastalığa bağlı erken boşalma, fiziksel yaralanmaya bağlı erken boşalma, ilacın yan etkisine bağlı erken boşalma,streslere bağlı erken boşalma, ilişki stresine bağlı erken boşalma ve karışık tip erken boşalma) sonradan kazanılmış erken boşalmayı gösterir. Toplumda en çok görülen erken boşalma tipleri; özgüven eksikliğine bağlı erken boşalma, psikolojik streslere bağlı erken boşalma, karışık tip erken boşalma (çoğunlukla sertleşme sorunları gibi başka bir cinsel işlev bozukluğuyla beraber görülen erken boşalma) ve psikoseksüel beceri yoksunluğundan meydana gelen erken boşalmadır. Daha sonra en yaygın olanlar ilişki stresine bağlı erken boşalma, psikolojik sisteme bağlı erken boşalma, nörolojik sisteme bağlı erken boşalma ve fiziksel hastalığa bağlı erken boşalmadır. Fiziksel yaralanmaya bağlı erken boşalma ve ilacın yan etkisine bağlı erken boşalma ise daha az görülür.” şeklinde sözlerine devam etti.
Erken boşalma tedavi yöntem ve teknikleri
Erken boşalmanın cinsel terapi ile %100 tedavi edilebileceğini CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Ancak cinsel terapiste giderek cinsel terapi alacak imkanı olmayanlar aşağıda önerdiğimiz egzersizleri kendi başlarına veya partnerleriyle uyguladıklarında boşalma denetimi kazanma sürecine girebilirler.
Düzenli bir partneri olan erkekler; önce sevişmeli, tam bir sertleşme olduktan sonra sırtüstü yatmalı ve bütün dikkatlerini penisten aldıkları duyumlara odaklamalıdırlar. Bu sırada partneri ilk aşamada kuru elle, ikinci aşamada ise bebe yağı ile penisini uyararak mastürbasyon yapmaya başlamalıdır. Penisine odaklanan erkek, boşalmak üzere olduğunu hissettiğinde partnerine ‘dur’ demelidir. Dur-başla tekniği adı verilen bu uygulamada erkek, acil boşalma isteği geçene kadar makat ve yumurtalıklarının olduğu bölgeyi 3 kez sıkar ve çok yavaşça gevşetir, sonra ‘başla’ diyerek partnerinden yeniden penisini uyarmaya başlamasını ister. Bu şekilde en az 30 dakika partnerinin dur-başla şeklinde yaptığı mastürbasyon ile kendini kontrol etmeyi öğrenen erkek, isterse kendini ödüllendirmek için boşalabilir. Bu sayede boşalmadan hemen önceki duyumları tekrar tekrar uzatılmış olarak yaşayan erkek,yüksek uyarılma düzeylerinde kendini kontrol etmeyi öğrenir. Mastürbasyon ile boşalma denetimi sağlandıktan sonra, aşamalı olarak kadının üstte olduğu bir pozisyonda cinsel birleşmeye izin verilir. Cinsel birleşme aşamasında da ‘dur’ deyince penis içerde hareketsiz tutularak beklenir, acil boşalma isteği geçene kadar erkek makat ve yumurtalıklarının olduğu bölgeyi 3 kez sıkar ve çok yavaşça gevşetir, sonra partnerine ‘başla’ diyerek devam etmesini ister. Düzenli bir cinsel partneri olmayan veya herhangi bir nedenle cinsel terapiye partneriyle katılamayan erkek ise; yukarıda anlatılan dur-başla egzersizini kendi başına yapar. Mastürbasyonda boşalma denetimini kazanan erkek yine yukarıda anlatıldığı gibi partneriyle ilişkiye girebilir. Ayrıca dur-başla tekniği ile senkronize bir şekilde kasıklardaki kasları kasma ve gevşetme, ritmik nefes alıp verme metotları da kullanılabilir. Bu egzersizler ile erkek sadece uzun süreli boşalma kontrolü sağlanmakla kalmaz, aynı zamanda penisin sertleşmesini ve orgazmının kalitesini de yükseltir.” dedi.
Ağız kokusundan kurtulun
Ağız kokusuna yol açan yiyecekler ve bu dertten kurtulmanın yolları
Yeşim Sert Karaaslan - Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz uzmanı Prof. Dr. Murat Karaşen, "Her 4 kişiden biri ağız kokusu problemi yaşıyor. Ağız kokusunun yüzde 95'i, yeterli diş bakımı ve dil temizliği yapılmamasından kaynaklanıyor" dedi.
Prof. Dr. Karaşen, toplumun yüzde 25'inin çeşitli nedenlere bağlı ağız kokusu problemi yaşadığına dikkati çekti. Ağız kokusunun, bireysel bir sorundan ziyade toplumsal bir problem olduğunu ifade eden Karaşen, "Kişinin kendi sağlığında sıkıntılara neden olan ağız kokusu aynı zamanda sosyal çevresinde de insanların rahatsız olmasına neden olur" dedi. Karaşen, ağız kokusu nedeniyle sosyal hayatı etkilenen bireylerde, iletişim bozukluğu ve utangaçlık duygusunun gelişebildiğini, boşanmaların görülebildiğini vurguladı.
Ağız kokusunun, özellikle oksijensiz ortamlarda yaşamayı seven bakterilerin çıkardığı gazlardan kaynaklandığını belirten Karaşen, ağız kuruluğuna, sigara, kötü ağız ve diş hijyeni, burun, sinüs ve boğaz problemleri, alt solunum yolları enfeksiyonları, diyabet, böbrek hastalığı, açlık, aşırı diyet ve çeşitli hastalıkların neden olduğunu söyledi.
Karaşen, sabahları ağız kokusu olmasının normal ancak kokunun gün boyunca devam etmesinin anormal olduğunu ifade ederek, "Ağzın kokup kokmadığını anlamak için bir spatula yardımıyla hafifçe dil üstündeki katman alınır. 15 dakika kadar kuruduktan sonra koklanır" dedi.
DİLİNİZİ HER GÜN TEMİZLEYİN
Karaşen, ağız kokusunun yüzde 95′inin yeterli diş bakımı ve dil temizliği yapılmamasından kaynaklandığına dikkati çekerek, "Toplumda her dört kişiden biri ağız kokusu problemi yaşıyor ve ağız kokusunun yüzde 95′i yeterli diş bakımı ve dil temizliği yapılmamasından kaynaklanıyor" diye konuştu.
Kokuya, oksijensiz ortamda yaşayabilen mikropların yol açtığını vurgulayan Karaşen, dil üzerinde oluşan tabakanın altında yaşayan mikropların, kokunun en önemli nedeni olduğunu söyledi. Karaşen, diş eti problemlerinin ve diş çürüklerinin de bu mikroplara yaşayacak ortamlar hazırladığını belirtti. Yeterli diş ve dil temizliği yapıldığında bu sıkıntının giderilebildiğini ifade eden Karaşen, sabah ve akşam olmak üzere günde en az iki kere dişlerin fırçalanması, diş ipi kullanılması ve yemeklerden sonra ağzın bol su ile gargara yapılarak çalkalanması gerektiğini kaydetti.
Karaşen, ağız kokusuna yüzde 40 oranında dil üzerinde biriken bakterilerin neden olduğuna işaret ederek, halk arasında dil temizliğinin yeterince bilinmediğini söyledi.
Dil temizliğinin yapılabilmesi için gerekli aletlerin satışının yok denecek kadar az olduğuna işaret eden Karaşen, "Günde en az bir kere, basit bir spatula yardımıyla, dilin üstündeki katman arkadan öne doğru, dile zarar vermeden yumuşakça kazınarak temizlenmeli" diye konuştu.
DİYET, ET VE DENİZ ÜRÜNLERİ AĞIZ KOKUSU YAPIYOR
Karaşen, ağız kokusunun yaşanmaması için ağzın nemli olması gerektiğine de işaret ederek, "Sıvı azlığı, ağız kokusuna neden olabiliyor. Aşırı diyet yapanlar da yeterli sıvıyı almadıkları için ağız kuruluğu nedeniyle ağız kokusu yaşayabiliyorlar" dedi.
Ağız kuruluğunun önemli bir sorun olduğunu, tükürüğün ağız hijyeni açısından çok yararlı olduğu belirten Karaşen, tükürüğün birtakım zararlı maddeleri öldürücü özelliği olduğunu ve gıda artıklarını ortamdan yıkayarak uzaklaştırdığını söyledi. Karaşen, "Ağızda sürekli bir tükürük salınımı olur ve biz bunu yutkunarak sindirim sistemimize gönderiyoruz. Bu esnada da bir temizlik sağlanıyor. Ancak bu salınım yeterli olmadığında, ağız içindeki girinti ve çıkıntılardaki gıda artıkları ağızda kalacaktır, bakteriler çoğalacaktır ve ağız kokusu oluşacaktır" diye konuştu. Karaşen, ağız kuruluğuna alkol, kahve gibi gıdalarla antidepresan ve benzeri ilaçlarında da neden olabildiğini kaydetti.
Ağız kokusuna bazı gıdaların da neden olduğunu hatırlatan Karaşen, et, yumurta gibi yüksek protein içeren gıdaların, deniz ürünleri, baklagiller ve peynirin ağız kokusu yaptığını; yoğurt, maydanoz, tarçın, yeşil çay gibi gıdaların ise ağız kokusunu giderdiğini belirtti
Hızlı yemek yiyenler daha çabuk şişmanlıyor
Japon araştırmacılar, yemeğini hızlı yiyenlerin şişmanlama ihtimallerinin diğerlerine nazaran 3 kat fazla olduğunu ortaya koydu. Günümüzde “fast food” gibi beslenme tarzlarının artması ve geleneksel yemek alışkanlıklarının azalmasıyla bir sorun halini alan şişmanlığa, hızlı yemek yeme alışkanlığının katkıda bulunduğuna ilişkin araştırma kapsamında 30 ile 69 yaşları arasındaki 3 binden fazla Japona nasıl yemek yedikleri soruldu.
Sonuçları İngiliz Tıp Dergisi’nde yayımlanan araştırma, ne kadar ya da ne yendiğinin değil yeme tarzlarının obeziteye nasıl yol açtığına ışık tutuyor.
Araştırmayı yapan Osaka Üniversitesi’nden Hiroyasu ve meslektaşları, soru sorulan 3 bin kişinin yarısından fazlasının hızlı yemek yeme alışkanlığı olduğunu saptadı. Hızlı yemeyenlerle karşılaştırıldığını hızlı yemek yiyen erkeklerin şişmanlama ihtimalleri yüzde 84 çıkarken, kadınlarda bu oran iki katını bulabiliyor. Yemeklerini bir çırpıda yemelerinin yanı sıra tıka basa doyana kadar yemeğe meyilli kişilerin şişmanlama ihtimalleri ise 3 katı fazla oluyor.
Uzmanlar, hızlı yenince mideden tokluk sinyali beyne gidene kadar mide çoktan tıka basa doluyor, bu yüzden de hızlı yemek şişmanlatıyor diyor. Uzmanlar bu nedenle eskilerin her lokmanın 40 kez çiğnenmesi gerektiği sözünü hatırlatıyor.